Şehitler Haftası Şiirleri
20563 kez gösterim alındı.

Üst Başlıklar
Bayrağımızı Bayrak Yapanlar
Irak Türkmenleri Şehitler Haftası/Basın Bülteni
Menkıbeler
Şehit Hakları
Şehitler Haftası Şiirleri
Şehitler İçin E-Kartlar
Şehitlerle İlgili Özlü .sözler
İçerik oylama
 
ŞEHİTLER  HAFTASI  ŞİİRLERİ

ŞEHİT
 
İstanbul' da bir şehir
hatları vapuruna
verildi adım
iki kıyı arasında
usanmadan dolaşır
her iskelede
seni ararım
 
 
 
 
MEHMETÇİK

Esaret zincirini kanlarla kıran Mehmet,
Hürmetle eğilmede huzurunda bu millet,
Kan verdin şu toprağa ebedi şan aldın sen.

Öldünde savaşlarda yaşatmak için yurdunu,
Çoştunda savaşlarda azgın düşmanlar durdu.
Bütün dünya milleti o azgın düşmanlar ki,
Memleketi istila edeceklerdi sanki.

Düşündüler mi onlar üç kıtanın fethini,
Düşündüler mi onlar şanlı tarihini.
Çoştun da bir zamanlar atlamıştın Tuna'yı,
Ezmiştin hasımları sarmıştın Viyana'yı.

Avrupa ortasında yıllarca at oynattın,
Dillere destan olan kahramanlar yarattın.
Saçtın oralarda binbir dehşetle korku,
Sinerek düşmanların Türk geliyor diyordu.

Unutulmuştu demek o istila günleri,
Tarihe nam saldığı Türk'ün şanlı günleri.
Hatırladın sen o şerefli anları,
Çanakkale önünde boğarak düşmanları.

Çarpışarak orada bulmak için hakkını,
Durdurdun imanınla,çoşup gelen akını.
Bir kere daha geçti şanlı tarihe ismin,
Sen bizim kalbimizde ölmez ve ebedisin.


E.kıdemli Alb. Celalettin Alıcı
15 Şubat 2006
ŞEHİT ASKER

Albayrağa sarılı tabutun önünde
Durmuştu bir imam kıblemizin yönünde
Saf saf oldu insanlar hocanın arkasında
Şehidin resmi vardı herkesin yakasında

Büyük bir boy resimle kortejin önlerinde
Özenle taşınıyor asker ellerinde
Gençliğin baharında henüz yirmi yaşında
Mavi bir bere vardı o tertemiz başında

Tüm cemaat ağlıyordu yaşları sel gibiydi
Esen meltem rüzgarı kara bir yel gibiydi
Seni uğurlarken içimiz yasla doldu
Tüm analar babalar ak saçlarını yoldu

Omuzlarda yükseldin göklere erdi başın
Olmasa da dünyada bir tek taşın
Öteki yaşamında makamın cennet oldu
Sen gidince yurdumun tüm çiçekleri soldu

Benim şehit askerim sen ölmedin asla
Vatanın dağlarına ismin yazıldı kanla
Sana silah çeken el kırılacaktır bir gün
Bu dünyadan edilecektir sürgün

Bunu asla unutma ey kahraman şehit
Her şeyi bilen Tanrı bize olsun ki şahit
Seni toprağa değil yüreğimize gömdük
Yanıyor çiğerimiz sanki ateşe döndük

Emekli Kıdemli Albay
Celaleddin Alıcı
30.04.2006
Yarının Türküsü

Arkadaşlar, haydi artık saflar dizilsin!
Uzak, yakın ufuklardan koşup gelerek
Belde çelik kılıç, içte çelikten yürek
Taşıyanlar saflardaki yerini bilsin!

Bir çığ gibi yürüyelim gözler ilerde;
Keder, elem her ne varsa geride kalsın!
Tehlikeler duman gibi tüterken yerde
Arkadaki her düşünce sönüp ufalsın.

Kahramanlar yürük gider ölüme karşı,
Bir sevgili gibi onu basar bağrına!
Bak, uzaktan çalınıyor bir zafer marşı,
Yürüyelim şu doğmakta olan yarına...

Sen ne kadar güzel şeysin, ey şanlı ölüm!
Bizim bütün talihimiz sende saklıdır.
Ey dünyada her yiğite nişanlı ölüm,
Zevki sende arayanlar elbet haklıdır.

Köprüköy'den, Pilevne'den gelen ses nedir?
Çanakkale şehitleri dirildiler mi?
Çocuklarda yeni doğan bu heves nedir?
Kocamışlar bir sır için gençlik diler mi?

Saflarımız seylerse de yine ileri!..
Düşenlerin kanlarından doğar bir şafak!
Haydi sarssın yeri, göğü cenk türküleri;
Kanımızla burda yarın güller açacak.

Hüseyin Nihal Atsız
Annelere Şehit Hediye

Bugün anneler günü mayısın on dördü
Dört şehit verdik üzeri ay yıldızla örtüldü
Şehit annesi olmak onlara en büyük ödüldü
Hediyeler annelere tabutlarda götürüldü

Bu hediyeyi size gönderen Allah’tır
Cennet ayağınızın altında anahtarı evladınızdır
Evladınızın yeri peygamberler yanıdır
Kefeni ise rengini alan ay yıldızlı bayraktır

Annesi evladından bir hediye beklerken
Evladı annesine hediye edilirken
Gözlerinden damla damla yaş dökülürken
Hediyeler omuzda tekbirler getirildi arşı inleten

Şehit annesi olmak her Türk annesinin hayali
Sen merak etme evladının mekanı cennet bahçesi
Şehitler ölmez onlar yaşar ama zordur görmesi
İnşallah bu son hediye olur gelmez artık gerisi

Arikurt
Çanakkale Şehitlerine
Şu Boğaz Harbi Nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
-Tepeden yol bularak geçmek için Marmara’ya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya,
Ne hayasızca tahaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde-gösterdiği vahşetle “bu: bir Avrupalı”
Dedirir-yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yahut kafesi!
Eski Dünya, Yeni Dünya bütün akvam-ı beşer
Kaynıyor kum gibi, Mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihanın duruyor karşında,
Osrtralya’yla beraber bakıyorsun ; Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengarenk.
Sade bir hadise var ortada : Vahşetler denk.
Kimi Hindu, kimi Yamyam, kimi bilmem ne bela...
Hani tauna da zuldür bu rezil istila...
Ah o yirminci asır yok mu, o mahluk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcut ise hakkiyle sefil,
Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrarı hayasızcasına,
Maske yırtılmasa hala bize affetti o yüz ...
Medeniyet denilen kahbe, hakikat yüzsüz.
Sonra mel’undaki tahribe müvekkel esbab,
Öyle müthiş ki: Eder her biri bir mülkü harab.
Öteden saikalar parçalıyor afakı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor a’makı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o aslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lağam,
Atılan her lağımın yaktığı: Yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürtme de yer
O ne müthiş tipidir: Savrulur enkaaz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el, ayak,
Boşanır sırtlara, vadilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de namerd eller,
Yıldırım yaylımı tufanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız tayyare.
Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kal’a mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, başa, edecek kahrına ram?
Çünkü te’sis-i ilahi o metin istihkam.
Sarılır, indirilir mevki’-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun’-i beşer;
Bir göğüslerse Huda’nın edebi serhaddi;
“O benim sun’-i bediim, onu çiğnetme” dedi.
Asım’ın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi namusunu, çiğnetmeyecek.
Şuheda gövdesi, bir baksana, dağlar, taşlar...
O, rukü olmasa, dünyaya eğilmez başlar,
Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,
Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!
Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.
Ne büyüksün ki, kanın kurtarıyor Tevhid’i...
Bedr’in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi.
Sana dar gelmeyecek makber’i kimler kazsın?
“Gömelim gel seni tarihe”desem, sığmazsın.
Herc ü merc ettiğin edvara da yetmez o kitab...
Seni ancak ebediyetler eder istiab.
“Bu, taşındır” diyerek Ka’be’yi diksem başına;
Ruhumun vayhini duysam da geçirsem taşına;
Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namıyle;
Kanayan lahdine çeksem bütün ecramıyle;
Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan;
Yedi kandilli Süreyya’yı uzatsan oradan;
Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına;
Uzanırken, gece mehtabı getirsem yanına,
Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;
Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırına.
Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultanını Salahaddin’i,
Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran...
Sen ki, İslam’ı kuşatmış, boğuyorken hüsran,
O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;
Sen ki, a’sara gömülsen taşacaksın... Heyhat,
Sana gelmez bu ufukalar, seni almaz bu cihat...
Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.

MEHMET AKİF ERSOY
Çanakkale
“Söyle arkadaşım “dedi Anadolulu Mehmet
Yanıbaşında ki Anzak erine
“Nerelerden kopup gelmişin
Neden çökmüş bu mahsunluk üzerine”
“DÜNYANIN ÖBÜR UCUNDAN” dedi gencecik Anzak
“Öyle yazmışlar mezar taşıma
Doğduğum yerler öylesine uzak
Örtündüğüm topraksa gurbet bana”


“Dert edinme arkadaşım” dedi Mehmet
“Değil mi ki yurdumuzun koynundasın ilelebet
Sende artık bizdensin
Sende bencileyin bir Mehmet”


Çanakkale toprağının
Üstü cennet altı mezar
Kavga bitmiş mezarlarda
Kaynaş olmuş yiten canlar
“Ya sen” dedi Mehmet
Oyun çağındaki İngiliz erine
“Yaşın ne senin kardeş
böylesine erken buralarda işin ne”


“Yaşım sonsuza dek on beş”
dedi ufak tefek İngiliz eri
“Köyümde askercilik oynar
coştururdum trompetle bizimkileri


Derken kendimi cephede buldum
Oyun muydu gerçek miydi anlamadan
Bir sahici kurşunla vuruldum
Sustu boynumdaki trompet


Son verildi böylece oyundan bozma işime
Gelibolu’da bana bir yer kazıldı
Mezar taşıma ON BEŞİNDE TRAMPETÇİ yazıldı
Öyküm de künyem de bundan ibaret


Yağmur yağıyordu usul usul toprağa
Gözyaşları düşerek üstüne sanki
Damla damla ağlıyordu uzaktan uzağa
Sahibini yitiren bir trompet
“Ya sizler” dedi Mehmet
Dünyanın dört kıtasından
Mezar dolusu erlere
“Hangi rüzgar savurdu sizleri
bu bilmediğiz yerlere”


Kimi İngiliz’di kimi İskoç
Kimi Fransız dı kimi Senegalli
Kimi Hintli kimi Nepall
Kimi Avustralya’ dan Yeni Zellanda ’dan Anzak
Gemiler dolusu asker
Her biri niye geldiğinden habersiz
Gelibolu’nun oya gibi koylarından sızarak
Tırmanmışlardı dağa bayıra
Siper siper yara gibi yarılan toprak
Mezar olmuştu savaş ardından onlara


Kiminin BURADA YATTIĞI SANILIR
Kiminin ADI BİLİNSE DE MEZARI BİLİNMEZ
Kiminin de mezar taşında
On altı,on yedi on sekiz yaşında
EBEDİ İSTİRAHATE ÇEKİLDİĞİ yazılı
Çanakkale topraklarında
Her birinin erken biten yaşam öyküsü
Eski yazıtlar gibi taşlara böyle taşlara böyle kazılı
“anlamaz mıyım”dedi “halinizden kardeşler”
adına yazılı taşı bile olmayan asker
Anadolulu Mehmet


“Bende yüzyıllarca yaban ellerde
Neyin uğruna bilmeden can vermişim
Kendi yurdum uğruna can vermenin tadına
İlk kez Çanakkale’ de ermişim


Uğrunda can verdikçe vatanlaştı ancak
Ekip biçtiğim padişah mülkü toprak
Değil mi ki sizler alamazsanız bile
Bu topraklar almış sizleri basmış bağrına
Sizlere de vatan sayılır artık Çanakkale “


Çanakkale toprağının
Üstü cennet altı mezar
Kavga bitmiş mezarlarda
Kaynaş olmuş yiten canlar


Bir garip savaştı Çanakkale Savaşı
Kızıştıkça kızgınlığı dindiren
Ara verdikçe ateşe düşmanı kardeşe
Döndüren bir savaş
Kıyasıya bir savaştı
Ama saygı üreten bir savaş
Yaklaştıkça birbirine
Karşılıklı siperler
Gönüllerde yakınlaştı
Düştükçe vuruşanlar toprağa
Dostlar gibi kaynaştı


Savaş bitti
Ölenler kaldı sağlar gitti
Köylü köyüne döndü evli evine


Kır çiçekleri geldiler akın akın
Çekilen askerlerin yerine
Yaban gülleri dağ laleleri papatyalar
Kilim kilim yayıldılar toprağa
Siper siper
Toprağın savaş yaralarını örttüler
Koyunlar koruganları yuva yaptı kendine
Kuşlar döndü gökyüzüne kurşunların yerine
Çiçeğiyle yemişiyle yeşiliyle
Silah yerine sapan tutan elleriyle
Geri aldı savaş alanlarını doğa
Can geldi toprağa silindikçe kan izleri


Yeryüzünde cennet oldu öylece
O cehennem savaş yeri


Şimdi Çanakkale Gelibolu
Bahçe bahçe
Ülke ülke
Mezar dolu


Üstü cennet altı mezar
Çanakkale toprağının
Kavga bitirmiş mezarlarda
Kaynaş olmuş yiten canlar
“Huzur içinde uyusun”
Vuruştukları topraklarda
Kavgadan kinden uzakta
Yanyana dostça yatanlar

BÜLENT ECEVİT
Bir Yolcuya
( Bu şiir Gelibolu yamaçlarında yazıldı.)

Dur yolcu! Bilmeden gelip bastığın,
Bu toprak, bir devrin battığı yerdir.
Eğil de kulak ver, bu sessiz yığın,
Bir vatan kalbinin attığı yerdir.

Bu ıssız, gölgesiz yolun sonunda,
Gördüğüm bu tümsek, Anadolu’nda,
İstiklal uğrunda, namus yolunda,
Can veren Mehmed’in yattığı yerdir.

Bu tümsek, koparken büyük zelzele,
Son vatan parçası geçerken ele,
Mehmed’in düşmanı boğuldu sele,
Mübarek kanını kattığı yerdir.

Düşün ki, hasrolan kan, kemik, etin
Yaptığı bu tümsek, amansız, çetin,
Bir harbin sonunda, bütün milletin,
Hürriyet zevkini tattığı yerdir.

NECMETTİN HALİL ONAN
HAVA ŞEHİTLERİ
Kartal bile uçmadı göklerde böyle hızla,
Buludan geçtiniz, yıldızları aştınız.
Kurtardınız bu yurdu çelik kanadınızla,
Dar görerek yerleri göklerde savaştınız.
 
Ay yıldızın her zaman dolaşırken göklerde,
Size durmak düşmezdi kanat varken bu yerde.
Bir ejderdi gökler ki aşılmaz yedi katlı,
Onu bile geçtiniz kuşlar gibi kanatlı...
 
Fakat bazen düştünüz, kırıldı kanadınız,
Tarihlere yazılı unutulmaz adınız.
Bu yurt için yükselip, bu yurt için öldünüz.
Siz toprağa düşmeden kalplere gömüldünüz.
İ. Hakkı SUNAT
HAVA ŞEHİTLERİNE
Dün nasıl vücudumuz,
Uçuyorsa göklerde.
Bugün de ruhlarımız,
Yaşıyor aynı yerde.
 
Toroslar’ı ilk aşan
Göklerden sizlerdiniz.
Ülkü peşinde koşan,
Kahraman erlerdiniz.
 
Rahatça uyuyunuz,
Sizleri unutmadık.
Sesimizi duyunuz,
Sizleri unutmadık.
 
Göklerde tunç kanatlar,
Yurda kanat geriyor.
Ay yıldızlı bayrağım,
Bulutları deliyor.
Ali SAĞTÜRK
HAVA ŞEHİTLERİNE
Yurt nöbeti göklerdedir,
Göğe sınır çizilmesin.
Kartallara durak olmaz,
Bir kez yola dizilmesin.
 
Yeni çağın gerçeği bu :
Göktekiler korur yurdu. Yiğit yazar ordu ordu,
Paraşütler çözülmesin.
 
Gök de artık bir vatandır.
Yurt uğruna konan candır,
Havacıya adı şandır,
Başka destan yazılmasın.
 
Filo filo kutsal, iri,
Bazen uçar, dönmez geri.
Gök kubbedir türbeler,
Yere mezar kazılmasın.
Hüseyin KALABA
HAVACILAR MARŞI
Türk anası rüzgarla,
At üstünde barışmış.
Onunla havalanıp
Bulutlara karışmış.
 
Denizde gemileri,
Nice kasırga yenmiş.
Yeryüzünün en ünlü,
Denizcisi Türklermiş.
 
Kuş gibi kanat gerdik,
Biz de şimdi göklere.
Ovalar meydan oldu,
Nehirler birer dere.
 
Bu yalçın sınırıma,
Kartallar imreniyor.
Türk oğlu havada da,
Eşsiz kaldı deniyor.
Rakım ÇALAPALA
34 ARSLAN PARÇASI
Bordoydu bereleri
Otuz dört tane arslan parcası
Otuz dört tane Türk askeri
Koca çelik kuş kalkarken Diyarbakır'dan
Bulutlar ağlıyordu delicesine
Kulaklarında pervane sesi
Alınlarına düşen damlalar çelik kuşun göz yaşlarıydı
Ankara nın yolunu tutmuşlardı, yüreklerinde sıla hasretiyle
Şimşeklerle köşe kapmaca oynuyordu çelik kuş
Sonra bir yıldız kaydı gök yüzünden
Ne oldugunu kimse bilemedi bu yıldıza
Yoksa sonsuzluğa mı boğulmuştu
Sonra toprak fısıldadı ne olduğunu
Yürekler dağlandı, kadınlar dul, çocuklar yetim kaldı
Berelerinin rengi ise kırmızıyı andırır olmuştu
Ağlayan eşler feryad eden analar soruşan cocuklar
Toprak ağlıyor , sancak dalgalanıyor, bayrak kanıyordu
Otuz dört tane arslan parçası ise
Ay yıldızlı kefenini arıyordu
"Anne şehit nedir?" diye sordu bir yetim
"Şehit babandır oğul", dedi gözü yaşlı ana,
"Vatan için ölen , toprağa can veren,
Ay yıldızlı bayrağa canıyla siper olandır " dedi ana
Sonra çocuk ağlayacak gibi oldu
Gözlerine iki damla yaş yürüdü, içi buruldu
Sonra "ben ağlamam ana!" diyebildi
Ürkek ve sessiz bir o kadar gururla haykırarak
Sonra o masum dudaklarından şu kelimeler döküldü
"Ana babam ölmedi"
"Çünkü şehitler ölmez " diyebildi...


Harbiyeli
A.Serhat TUNÇTAN
17.05.2001
(16 mayıs 2001 de Şehit olan askerlerimiz anısına ..)
KALBİMİZDESİNİZ
EY KAHRAMAN ŞEHİTLERİMİZ
SİZLER OLMASAYDINIZ BUGÜN BİZLER OLMAZDIK
ÇÜNKÜ SİZLERİN SAYESİNDE BUGÜN AYAKTAYIZ
SİZLERDEN DEVRALDIĞIMIZ BAYRAĞI
İLELEBET TAŞIYACAGIZ BUNDAN KUŞKUNUZ OLMASIN
SİZLER RAHAT UYUYUN
1964 YILINDA KAHPE RUMLARIN SALDIRISINA CEVAP VEREN
KAHRAMAN TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNE MENSUP
HAVA YÜZBAŞI CENGİZ TOPEL VE DİĞER HAVACILAR
DAİMA KALBİMİZDEDİRLER.
ŞUNU AÇIK YÜREKLİLİKLE SÖYLÜYORUM Kİ
ŞEHİTLER ÖLMEZ BU VATAN BÖLÜNMEZ.
 
 
KUZEY KIBRIS TÜRK CUMHURİYETİNDEN
GÜRSEL KARAGÖZLÜ-LEFKE KASABASI-KIBRIS